ZAMANIN DURDUĞU İSTASYON
“Tadilatta yüreğim, asıldı kaldı şu duvarlara…”
Bazı eşyalar vardır, dili olsa da konuşsa dersiniz. Ama onlar susarak anlatır hikayesini. Şu şamdanın dibine damlayan her mum, eriyip giden ömrümüzden bir parça değil midir? Yanındaki kahve değirmeni, sadece kahve çekirdeği öğütmedi; acı tatlı anıları, kırk yıllık hatırları, vuslata ermemiş bekleyişleri öğüttü.
Biz ışığı elektrikte değil, dostun yüzüne vuran mum alevinde aradık. Gölgemiz duvara düştüğünde, yalnızlığımızla orada helalleştik.
Hayat Kavgası ve Asılı Kalan Yürekler
Duvarlarda asılı duran şu tüfekler, şu kılıçlar… Sanmayın ki bunlar sadece birer harp aletidir. Bunlar bizim “hayat” dediğimiz o amansız savaşın soğuk yüzüdür. “Tadilatta yüreğim, asıldı duvarlara…” derken şair, belki de bunu kastediyordu.
Baltayı taşa vurmadık ama kaderin sert kayasına çok çarptık be usta. Kılıç kınında paslanır ama insanın yüreği, sevda savaşında bilenirmiş. Şimdi o namlular suskun, o kılıçlar yorgun. Tıpkı hayat gailesinden yorulmuş bedenimiz gibi, onlar da huzuru bu duvarda, sessizlikte buldu.
Zamanı Durduran Hüküm
Vitrindeki şu saatlere iyi bakın. Akrep ve yelkovan küsmüş sanki birbirine, zaman durmuş. Ama saçımıza düşen aklar, zamanın durmadığını, sadece saatlerin yorulduğunu fısıldıyor.
Ve yüzükler… Kimi parmağa takıldı bir ömür sadakat yemini oldu, kimi bir mendil içinde geri yollandı, hicran yarası oldu. O vitrinde duran her yüzük, bir zamanlar atan bir kalbin, verilmiş bir sözün, tutulmamış bir yeminin metalden halkasıdır. Zaman geçer, saatler durur ama verilen sözün ağırlığı, o küçük metal halkanın içinde ebediyen asılı kalır.
Gönül Dağı’nın Sesi

Duvarda asılı sazım, gönlümün tercümanı. O perdeye parmak her değdiğinde, Neşet Ertaş‘ın “Ah yalan dünya” diyen sesi yankılanır odada. Gözleri görmeyen Aşık Veysel‘in gönül gözüyle gördüğü o “Uzun ince yol” bu odadan geçer. Sazın göğsüne vurdukça çıkan o tok ses, duvardaki Atamızın vakur bakışlarıyla buluşur. Biz susarız, teller ağlar; biz dalarız, türküler konuşur.
Lambada Titreyen Alev
Şu gaz lambalarına bakınca Abdurrahim Karakoç düşer aklıma, bir de o meşhur dizesi:
“Lambada titreyen alev üşüyor…”
Sahi, ateş üşür mü? Eğer o ateş, bir ayrılığın rüzgarıyla titriyorsa, üşür elbet. Bizim gaz lambalarımız isli camlarının ardında sadece odayı değil, içimizdeki o zifiri karanlık hasretleri de aydınlatmaya çalıştı yıllarca. Şimdi raflarda sessizce duruyorlar ama fitillerinde hala o eski sevdaların kokusu var.
Kirpiklerin Ok Eyleyip Vurması
Eskiler cenk meydanında kullanırdı oku, yayı. Ama en büyük yarayı demir uçlu oklar değil, yarin keman kaşının altından fırlattığı o bakışlar açarmış. “Gözler nişan aldı, vurdu sinemden…” Oklara ne hacet? Bir bakışla devrilen çınarlar gördük biz.
Bu duvarda asılı duran yay, gerginliğini hiç kaybetmedi; tıpkı vuslatı bekleyen gönlümüzün sabrı gibi. Hedef belli, ok belli ama atan el artık çok uzaklarda.
Bir Kıvılcım Yeter
Rafta dizili yüzlerce çakmak… Her biri bir sigarayı yakmak için değil, belki de içimizdeki yangını harlamak için birikti. Ama ne demişler; “Aşkın kıvılcımı düştü mü gönle, çakmağa, kibrite ne hacet?”
Yanındaki makaralı teypte dönen bantlar, geri sarılmayan hayatımızın birer kopyası. Dürbünle uzaklara baktık, gelen giden var mı diye… Yollar boş, hatıralar dolu.
Bu oda bir depo değil, Yadeller75‘in hafızasıdır.
Her obje bir şahit, her köşe bir mısra.
Gönül kapımız, kıymet bilen herkese açıktır.
— Yadeller75 Gönül Defterinden —
33 cevap
Gönül Müzesi dedikleri bu olsa gerek, içeri girer girmez insanı bambaşka bir zamana götürüyor. Duvarlardaki yazılar o kadar anlamlı ki…
Resimlere bakarken daldım gittim. Hele o köşedeki eski radyo ve yanındaki Ferdi Baba fotoğrafı… Tüylerim diken diken oldu.
Otantik odanın havası çok başka. İnsana huzur veriyor. Emeğinize sağlık, her detay ince ince düşünülmüş.
Odada çalan o hafif müzik ve duvardaki şiirler… Sanki yıllardır aradığım huzuru burada buldum. Çok etkileyici.
Odadaki o eski daktilo ve yanındaki kağıtlar beni benden aldı. Kim bilir ne sevdalar yazıldı o tuşlarla.
Müze dediğin böyle olur, yaşanmışlık kokuyor. Ahşap raflardaki o eski kasetleri görünce gençliğim geldi aklıma.
Her köşesi ayrı bir hikaye. Tavandaki o otantik lamba odaya nasıl da yakışmış. Fotoğraf çekmeye doyamadım.
Duvarlarda asılı olan o siyah beyaz fotoğraflar, bakışlar… Sanki canlı gibiler. Gönül Müzesi isminin hakkını veriyor.
Ferdicilerin buluşma noktası olmalı burası. O resimler, o atmosfer… Büyük ustaya saygı duruşu gibi olmuş.
Otantik odanın kokusu bile farklı, mazi kokuyor. Köşedeki sandık nenemin sandığına ne çok benziyor.
Yazıların her bir satırını tek tek okudum. Yüreğe dokunan cinsten. Bu odayı hazırlayanın gönlüne sağlık.
Çok başarılı bir çalışma. Odadaki nesnelerin yerleşimi, ışıklandırma hepsi harika. Tam kafa dinlemelik.
O pencerenin önündeki sedirde oturup saatlerce dışarıyı izleyebilirim. İnsanın içindeki hüzne tercüman olan bir yer.
Ferdi Tayfur resimlerini görünce gözlerim doldu. ‘Huzurum Kalmadı’ çalarken o odada olmak paha biçilemez.
Gönül bahçesinden kopup gelmiş gibi her bir obje. O eski gaz lambası detayı çok hoşuma gitti.
Eskiye özlem duyanlar için muazzam bir ortam. Duvar halıları ve o işlemeler çok kıymetli.
Sanki bir film karesinin içindeyim. O kadar sıcak, o kadar samimi bir ortam ki çıkmak istemedim.
Resimlerin dizilişi bile bir ahenk içinde. Gönül Müzesi sadece bir oda değil, bir zaman makinesi.
Böyle mekanların kıymeti bilinmeli. Arabesk ruhunu bu kadar naif yansıtan başka bir yer görmedim.
Yazılardaki o derin mana beni çok etkiledi. ‘Sevda Yolu’ şiiri tam da o duvara yakışmış.
Odada bulunan o eski plakçalar çalışıyor mu acaba? Görüntüsü bile yetiyor insanı eskilere götürmeye.
Mandolin ve kilim detayı beni bitirdi. Ne kadar naif duruyorlar, yaşanmışlık akıyor her yerinden.
10 numara 5 yıldız. Nostalji sevenler kaçırmasın. Emeği geçenlere teşekkürler.
Otantik odanın tavan işlemelerine bayıldım. Her detayda ayrı bir emek var, belli oluyor.
Buraya gelince dertlerimi unuttum desem yeridir. Odanın ruhu insanı sarıp sarmalıyor.
Baba’nın gençlik fotoğrafları çok güzel. Odanın dekorasyonu tam o dönemi yansıtıyor.
Duvarda asılı sazı görünce, bir türkü tutturasım geldi. Gönül teline dokunan bir mekan.
Dürbünle uzaklara bakmak… Ne güzel düşünülmüş bir detay. İnsan burada kendini buluyor.
Helal olsun, çok güzel bir arşiv olmuş. Odadaki eşyalarla bütünleşmiş resmen.
Otantik havanın bozulmaması için ışıklandırmanın loş olması harika bir tercih. Çok mistik.
Yazıları okudukça duygulandım. Gönül Müzesi, kalbi kırıkların sığınağı gibi…
Bu odadan ilham almamak imkansız. Hem hüzünlü hem de umut dolu bir yer. Bayıldım.
MÜKEMMEL 👏👏👏